BİZİMKİ ÜÇ KURUŞLUK ABONELİK DEĞİL, DEMOKRASİ, HAK VE HAKİKAT MESELESİDİR!
Sanıyorlar ki gerçekleri gizlerlerse halk görmeyecek, üzerini örterlerse kimse bilmeyecek!
Varsayalım ki biz gazeteciler algı yaratarak karalıyoruz. Peki, halk buna inanacak mı?
Sahi, siz halkı algı ile yönetilecek kadar mı cahil sanıyorsunuz? Halkın ferasetini bu kadar mı hafife alıyorsunuz?
Üç kuruşluk aboneliklerle ayakta kalmaya çalışan gariban gazetecilere abonelik verip, haklarında eleştirel bir haber yapıldığında aboneliği kesmekle tehdit edenler var.
Sahi, siz gazeteye abone mi oluyorsunuz, yoksa gazetecinin kalemini mi satın aldığınızı sanıyorsunuz?
Şunu iyi bilin ki bizim kalemimizi satın alabilecek tek şey haktır! Ne üç kuruşluk aboneliğiniz ne makamınız ne de paranız kalemimize yön verebilir.
Bir de kalkıp, “Ömer Faruk’un arkasında hangi siyasi var, kimin adamı?” dersiniz.
Sahi, adamı olduğumu iddia ettiğiniz kişiler bir sorsanız, emin olun o bile benim onun adamı olduğuma inanmaz! Hatta belki de ilerde onun karşısında da haktan yana olup muhalefet yapacağım diye benden hoşnut bile değildir.
Benim arkamda ne bir siyasi ne bir makam ne de bir güç odağı var. Benim arkamda Hakk’ın sahibi var! Deli de deseler, divane de deseler, O bana yeter!
Gazetecilere alan bırakın! Bırakın da demokrasi adına isteyen istediğini yazsın, çizsin, eleştirsin. Bugün susturmaya çalıştığınız gazetecilere yarın sizin de ihtiyacınız olabilir.
Bizimki bir inanç meselesidir!
Biz inanıyoruz ki diktatörlük Nemrutluktur, demokrasi ise haktır. Biz de Hakk’a taparız!
Elbet bize deli diyen de olacak, divane diyen de. Ama unutmayın, Nemrutluk taslayanların karşısında bir Musa mutlaka duracaktır!
Biz kimsenin makamında, koltuğunda, ekmeğinde değiliz. Bizim meselemiz şahıslarla değil, haksızlıklarladır.
Çünkü bizimki üç kuruşluk abonelik meselesi değil; demokrasi, hak ve hakikat meselesidir!
Son olarak…
Bu yazımı, 17 Eylül’de ailemize katılan, adını da hak mücadelesinin sembollerinden Hz. Musa’dan alan oğlum Musa’ya ithaf ediyorum.
Bir gün büyüyüp bu satırları okuduğunda, babasının kimin adamı olduğunu değil, kimin karşısında ve neyin yanında durduğunu bilsin istiyorum.
Oğlum Musa, babandan sana bırakabileceğim en büyük miras ne makam ne de servettir. Haksızlık karşısında eğilmeyen bir baş, hak ve hakikat uğruna susmayan bir kalemdir. Sen Hakka tap o sana yeter !
Ömer Faruk Yılmaz
Gazeteci – Yazar | Kahta Gazete










